Reklam
Reklam

Faik Hocamızın Kaleminden “YALAN VE ZARARLARI”

5 Temmuz 2015
1.450 kez okundu

YALAN VE ZARARLARI

İnsanlar arasındaki ilişkiler sevgi, saygı ve güvene dayanır. Doğruluk ve doğru söylemek toplumu kaynaştırırken, doğruluk ve dürüstlüğün tersi olan yalan ve yalancılık ise insanlar arasındaki saygı ve güveni, dostluk ve arkadaşlığı ortadan kaldırır ve en önemlisi hakların kaybolmasına, adaletin yerini zulmün, haksızlığın almasına sebep olur. Haklının yerine haksız, haksızın yerine haklı geçer. Birçok ocaklar yalan dolayısıyla söner, servetler mahvolup gider, insanlar arasındaki karşılıklı güven, sevgi ve saygı duyguları yerlerini kuşku, kin ve düşmanlığa bırakır. Bu yüzden kanlar dökülür, cinayetler işlenir.

Bunun içindir ki, atalarımız “Yalancının evi yanmış, hiç kimse inanmamış” diyerek yalan ve yalancılığın çok kötü bir şey olduğunu özlü bir şekilde anlatmışlardır.

Yalan ve yalancılık, karşısındakini aldatmak ve yanlış yola sevk etmek maksadıyla söylenen ve gerçeğe uymayan söz ve bu sözü söylemektir. Kur’an-ı Kerim’de “kizb” olarak geçer ve değişik türevleriyle 300’den fazla ayette geçmektedir. Allah (c.c.); وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ: “Yalan sözden sakının.” (Hac, 22/30) buyuruyor.

Dinimiz yalan ve yalancılığı kötü huyların ve günahların en büyüklerinden kabul eder ve şiddetle reddeder. Münafık ve kâfirlerin özelliğinin de yalan ve yalancılık olduğunu belirtir.

فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَبَ عَلَى اللّٰهِ وَكَذَّبَ بِالصِّدْقِ اِذْ جَٓاءَهُۜ اَلَيْسَ ف۪ي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِر۪ينَ

“Allah adına yalan söyleyen ve hak (Kur’an) kendisine geldiği zaman onu yalanlayan kimseden daha zalim kim vardır? Kâfirler için cehennemde yer mi yok?” (Zümer, 39/32)

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَد۪يداًۙ   يُصْلِحْ لَكُمْ اَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْۜ

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Ahzâb, 33/70-71)

عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي بَكْرَةَ عَنْ أَبِيهِ قَالَ كُنَّا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ أَلَا أُنَبِّئُكُمْ بِأَكْبَرِ الْكَبَائِرِ ثَلَاثًا الْإِشْرَاكُ بِاللَّهِ، وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ، وَشَهَادَةُ الزُّورِ، أَوْ قَوْلُ الزُّورِ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مُتَّكِئًا فَجَلَسَ فَمَا زَالَ يُكَرِّرُهَا حَتَّى قُلْنَا لَيْتَهُ سَكَتَ

Abdurrahman b. Ebî Bekre babasından rivayet ederek şöyle dedi: Hz. Peygamber (s.a.v.) in yanında olduğumuz bir zamanda şöyle buyurdu , “Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi?” buyurmuş ve bunu üç kere tekrar etmişti. Dinleyenler “Evet” deyince Peygamberimiz, “Allah’a ortak koşmak, anne ve babaya karşı gelmek” buyurdu. Bu sırada yaslanmış olduğu yerden doğrulup oturdu ve “Yalan yere şahitlik yapmak yahut yalan söz söylemektir” buyurdu. Bu sözü durmadan tekrar ediyordu. Orada bulunanlar, “Peygamberimiz keşke bu kadar tekrar edip yorulmasa” temennisinde bulundular. (Buhârî, Şehâdât, 10; Müslim, İman, 143)

Yalan birçok büyük günahla irtibatlıdır. Çoğunlukla diğer büyük günahlar tek başına olduğu halde yalan, neredeyse hepsiyle irtibatlıdır. Mesela gıybet, dedikodu yapan yalan söyler, içki içip aklını, şuurunu kaybeden yalan söylemeye çok müsaittir. Kumar oynayan kaybettiklerini almak için yalanla içli dışlıdır. Zina, yalanlarla dolu büyük bir günah çeşididir. İftira suçu, yalan olmadan olmaz. Hz. Peygamber (s.a.v), yalanı müslümana hiç yakıştıramıyor. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) Müslümanı şöyle tarif ediyor:

الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ

“Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların zarar görmediği kimsedir.” (Müslim, İman, 14)

عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ مَنْ يَضْمَنْ لِي مَا بَيْنَ لَحْيَيْهِ وَمَا بَيْنَ رِجْلَيْهِ أَضْمَنْ لَهُ الْجَنَّةَ

Sehl b. Sa’d dedi ki, Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizden kim bana çeneleri ile bacakları arasındaki şeyleri harama bulaştırmama hususunda garanti verirse, ben de ona Cennete girme hususunda garanti veririm.” (Buhârî, Rikâk, 23; Tirmizî, Zühd, 47)

Yalan, Müslüman için en kötü sıfat olan münafıklık işaretidir. Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyuruyor:

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا خَالِصًا وَمَنْ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنْهُنَّ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنْ النِّفَاقِ حَتَّى يَدَعَهَا إِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ وَإِذَا حَدَّثَ كَذَبَ وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ وَإِذَا خَاصَمَ فَجَرَ

Abdullah b. Amr anlatıyor; Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: “Dört şey vardır ki, bunların hepsi kimde bulunursa o kimse katıksız münafık olur. Kimde bunlardan biri bulunursa onu bırakıncaya kadar kendisinde münafıklıktan bir işaret var demektir. Bunlar: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, bir vaatte bulunduğunda yerine getirmez, bir dava ve duruşma esnasında doğruluktan ayrılır.” (Buhârî, İman, 24; Müslim, İman, 25)

Vücut yurdunun idarecisi kalptir. Bu kalp yalanla bozulacak olursa, emri altındaki organları kötü yolda kullanır. Kalbin tercümanı olan dil, gönülden gelen yanlış emirleri söz kalıplarıyla insanlara aktarmaya başlar.

Yalanın kötülüklerinden korunmak isteyen insan, dinimizin iman ve ahlâk prensiplerini öğrenip hayatında uygulamaya çalışmalıdır. Yoksa hem Allah yanında, hem de insanlar yanında kötülerden olur ve ahirette cehennem azabı çeker. Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyuruyor:

وإنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إِلَى الفُجُورِ وَإِنَّ الفُجُورَ يَهْدِي إِلىَ النَّارِ وَإِنَّ الرَّجُلَ لِيُكْذَبَ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّاباً

“…Yalan kötülüğe götürür. Kötülük de cehenneme iletir. Kişi yalan söyledikçe ve yalan peşinde koştukça Allah katında yalancı olarak yazılır.” (Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Bir, 103-105; Riyâzu’s-Sâlihîn, H. no: 1545)

İnsanları yalana ve yalancılığa iten sebepleri kısaca şöyle izah edebiliriz:

1– Ticarette çok mal satıp para kazanma hırsı: Bazı satıcılar çok para kazanmak için satacağı malı olduğundan başka gösterme gayreti ile konuşmasının arasına yalan karıştırırlar. Para kazanmayı yegâne amaç edinen bu tip insanlar yalandan, aldatmadan kurtulamazlar. Belki çok para kazanırlar ama Allah kazandıkları malın bereketini yok eder ve ahirette de hesabını zor verirler. Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyuruyor:

اَلْحَلِفُ مُنَفِّقَةٌ لِلسِّلْعَةِ مُمْحِقَةٌ لِلْبَرَكَةِ

“Gerçeği gizleyip yalan söyleyerek yapılan alışverişin bereketini Allah Teâlâ yok eder.” (Buhârî, Buyû’, 19)

2- Duyulan bir haberin doğruluk derecesini araştırmamak: Bazı kimseler duyduğu bir haberin veya gördüğü bir şeyin doğru olup olmadığını araştırmadan aynen başkalarına aktarırlar. Eğer o haber doğru değilse yalan söylemiş ve günaha girmiş olurlar. Bu konuda yüce Rabbimiz bizi şöyle uyarıyor:

وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌۜ اِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤٰادَ كُلُّ اُو۬لٰٓئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُ۫لاً

“Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. (Onun doğruluğuna inanıp etrafa yayma) Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsrâ, 17/36)

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ جَٓاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ۬ فَتَبَيَّنُٓوا اَنْ تُص۪يبُوا قَوْماً بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلٰى مَا فَعَلْتُمْ نَادِم۪ينَ

“Ey iman edenler! Size bir fâsık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.” (Hucurât, 49/6)

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَفَى بِالْمَرْءِ كَذِبًا أَنْ يُحَدِّثَ بِكُلِّ مَا سَمِعَ

Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Her duyduğunu anlatması, kişiye günah olarak yeter” (Müslim, Mukaddime, 5)

3- İnsanları güldürmek ve eğlendirmek: Bazı kişiler olmamış olayları olmuş gibi anlatarak insanları güldürerek eğlendirirler. Bu gibi kimselerin yaptıkları şey yalancılık ve palavracılıktır. Bunlar hakkında Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyuruyor:

عَنْ بَهْزِ بْنِ حَكِيمٍ حَدَّثَنِي أَبِي عَنْ جَدِّي قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ وَيْلٌ لِلَّذِي يُحَدِّثُ بِالْحَدِيثِ لِيُضْحِكَ بِهِ الْقَوْمَ فَيَكْذِبُ وَيْلٌ لَهُ وَيْلٌ لَهُ

Behz b. Hakîm babasından, o da dedesinden rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söyler. Yazık ona! Yazık ona!” (Tirmizî, Zühd 8)

4- Başkasının başarısını çekememek: Bazı kişiler vardır ki başkalarının ticarette veya başka sahadaki başarılarını çekemezler. Onları kötülemek için yalan yanlış şeyleri ona buna söylerler. Böyle kimseler yalan söylemekten kendilerini alamazlar. Bu gibi kişiler hem yalan söylediklerinden dolayı, hem de haset ettiklerinden dolayı günah işlemiş olurlar.

Hz. Peygamber (s.a.v) rüya hadisinde;

قَالَ ذَاتَ غَدَاةٍ إِنَّهُ أَتَانِي اللَّيْلَةَ آتِيَانِ وَإِنَّهُمَا ابْتَعَثَانِي وَإِنَّهُمَا قَالَ قَالَا لِي انْطَلِقْ انْطَلِقْ قَالَ فَانْطَلَقْنَا فَأَتَيْنَا عَلَى رَجُلٍ مُسْتَلْقٍ لِقَفَاهُ وَإِذَا آخَرُ قَائِمٌ عَلَيْهِ بِكَلُّوبٍ مِنْ حَدِيدٍ وَإِذَا هُوَ يَأْتِي أَحَدَ شِقَّيْ وَجْهِهِ فَيُشَرْشِرُ شِدْقَهُ إِلَى قَفَاهُ وَمَنْخِرَهُ إِلَى قَفَاهُ وَعَيْنَهُ إِلَى قَفَاهُ قَالَ وَرُبَّمَا قَالَ أَبُو رَجَاءٍ فَيَشُقُّ قَالَ ثُمَّ يَتَحَوَّلُ إِلَى الْجَانِبِ الْآخَرِ فَيَفْعَلُ بِهِ مِثْلَ مَا فَعَلَ بِالْجَانِبِ الْأَوَّلِ فَمَا يَفْرُغُ مِنْ ذَلِكَ الْجَانِبِ حَتَّى يَصِحَّ ذَلِكَ الْجَانِبُ كَمَا كَانَ ثُمَّ يَعُودُ عَلَيْهِ فَيَفْعَلُ مِثْلَ مَا فَعَلَ الْمَرَّةَ الْأُولَى قَالَ ، قُلْتُ: سُبْحَانَ اللَّهِ مَا هَذَانِ ؟ قَالَا لِي: الرَّجُلُ يَغْدُو مِنْ بَيْتِهِ فَيَكْذِبُ الْكَذْبَةَ تَبْلُغُ الْآفَاقَ

Peygamberimiz (s.a.v): “Bu gece düşümde bana iki kişi gelerek “Haydi yürü, gidiyoruz” dediler. Ben de onlarla beraber gittim. Yürüdük. Derken sırt üstü yatmış bir adamın yanına vardık. Başucunda da, elinde demir çengel bulunan bir başkası duruyordu. Bu adam, yatan kişinin bir tarafına geçip elindeki çengelle avurdunu, burnunu ve gözünü ta ensesine kadar yarıyor sonra öbür tarafına geçip orasını da aynı şekilde parçalıyordu. Bir tarafını yarıncaya kadar önceki yardığı taraf eski haline geliyor; adam da sürekli aynı şekilde parçalamaya devam ediyordu. Ben: “Sübhânellah! Bunlar ne (bu adama niçin işkence yapılıyor?) dedim. Bana, ‘bu adam (dünya hayatında iken) evinden çıkıp etrafa yalanlar yayan kişidir’ dediler.” buyurdu. (Buhârî, Ta’bîr 48; Riyâzu’s-Sâlihîn, H. no: 1549)

5- Karşısındaki kişi ve kişileri oyalama isteği: Kendisinden bir istekte bulunulan kimse, muhatabının isteğini yerine getirmek istemediği zaman asılsız laflar uydurarak o kimseyi oyalama yoluna girer. Konuştuğu şeylerin gerçekle ilgisi olmaz. Böylece yalan söylemiş olur.

Yalan söyleyen kimseyi Allah ve Peygamber sevmediği gibi, yakınları bile olsa insanlar da sevmez ve ona güvenmezler. Melekler yalancının yanından uzaklaşırlar.

إِذَا كَذَبَ الْعَبْدُ تَبَاعَدَ عَنْهُ الْمَلَكُ مِيلًا مِنْ نَتْنِ مَا جَاءَ بِهِ

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kul yalan söylediğinde etrafa yaydığı kötü kokudan dolayı melek kendisinden bir mil uzaklaşır.” (Tirmizî, Birr, 46)

Yalan, müslümanın dindarlığına zarar verir, ahlâkını bozar, ahiretini mahveder, orada kaybedenlerden olur. Bu çirkin işi yapan kimse, bir an önce bundan tövbe edip vazgeçmesi gerekir. Eğer tövbe eder, yalandan ve yalancılıktan vazgeçer, dürüst olursa Allah da ona yardımını gönderecektir. Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَد۪يداًۙ   يُصْلِحْ لَكُمْ اَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْۜ

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Ahzâb, 33/70-71)

Peygamberimiz (s.a.v), yalanın ve yalancılığın terk edilmesini emretmekte, şaka bile olsa yalan söylenmesini hoş karşılamamakta, şaka da olsa yalanı terk edene Cennetin ortasında köşk verileceğini beyan buyurmaktadır:

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَنَا زَعِيمٌ بِبَيْتٍ فِي رَبَضِ الْجَنَّةِ لِمَنْ تَرَكَ الْمِرَاءَ وَإِنْ كَانَ مُحِقًّا وَبِبَيْتٍ فِي وَسَطِ الْجَنَّةِ لِمَنْ تَرَكَ الْكَذِبَ وَإِنْ كَانَ مَازِحًا وَبِبَيْتٍ فِي أَعْلَى الْجَنَّةِ لِمَنْ حَسَّنَ خُلُقَهُ

Rasûlüllah (s.a.v) şöyle buyurdu:Ben, haklıyken bile (bir kimseyle) çekişmeye girmekten kaçınan kimse için cennetin kenarından; şakadan da olsa yalan söylemeye yanaşmayan kimse için cennetin ortasından, ahlakını (huyunu) güzelleştiren kimse için de cennetin en yüksek yerinden bir köşk (verilmesin)e kefilim.” (Ebû Dâvûd, Edeb 7)

Yalan dinimize göre günahların en büyüklerinden olmakla birlikte üç yerde caizdir.

عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ يَزِيدَ قَالَتْ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيهِ وَسَلَّمَ: لَا يَحِلُّ الْكَذِبُ إِلاَّ فِي ثَلَاثٍ يُحَدِّثُ الرَّجُلُ امْرَأَتَهُ لِيُرْضِيهَا وَالْكَذِبُ فِي الْحَرْبِ وَالْكَذِبُ لِيُصْلِحَ بَيْنَ النَّاسِ

Yezîd’in kızı Esma (r. anhâ) dedi ki, Rasûlüllah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Yalan yalnız üç yerde caizdir: Bunlar; koca hanımının gönlünü hoş etmek için söylediği yalan (aslı olmadığı halde ona övgüde bulunmak gibi…), savaşta düşmanı yenmek için söylenen yalan ve dargınları barıştırmak için söylenen yalandır.”  (Tirmizî, Birr 26)

Yüce Rabbim cümlemizi yalandan ve yalancıların kötülüklerinden muhafaza eylesin! Âmîn!

 

Faik AKTAŞ / Eyüp Vaizi

hackadan61 (410 Posts)


Yazarın Son Yazıları

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz